Bölüm 1: Ayışığının Altında
Derin ormanların ardında, gökyüzüne uzanan gümüş kuleleriyle ünlü bir krallık vardı. Bu krallık Lunaris olarak bilinirdi ve ay ışığının her gece tüm sarayı aydınlattığı bir diyarda bulunurdu. Lunaris’in prensesi Prenses Lirya geceye âşık bir genç kızdı. Gözleri yıldızlar gibi parlardı ve her gece krallığın en yüksek kulesine çıkıp gökyüzünü izler, rüzgârın getirdiği eski şarkıları mırıldanırdı.
En büyük sırrı, yalnızca geceleri ortaya çıkardı. Sesi normal bir insanın sesinden çok daha farklıydı. Ay ışığında şarkı söylediğinde melodileri havada yankılanır, tıpkı büyülü bir rüzgâr gibi etrafa yayılırdı. Fakat bir gece hiç bilmediği bir ezgi dudaklarından dökülmeye başladı. Bu melodi alışılmışın dışındaydı; derin, eski ve sanki unutulmuş bir çağrıyı taşıyor gibiydi.
Tam o anda yer hafifçe sarsıldı. Lirya şaşkınlıkla geri çekildi. Ormanda bir yerden tuhaf bir ses yükseldi. Bu, gök gürültüsü kadar güçlü, ama aynı zamanda bir fısıltı kadar gizemliydi.
“Beni… bul…”
Lirya gözlerini büyüterek etrafına baktı. Ama kulede yalnızdı. Kim konuşmuştu? Ve daha da önemlisi bu melodi de neydi? O gece genç prenses uyuyamadı. Melodi tekrar tekrar zihninde yankılanıyor, sanki onu bir yere çağırıyordu.
Bölüm 2: Yasaklı Orman ve Uyanan Ejderha

Ertesi sabah Lirya dayanamayıp kraliyet kütüphanesine gitti. Kadim Melodiler adında eski bir kitap buldu. Sayfaları dikkatlice çevirirken, karşısına eski bir efsane çıktı:
“Lunaris’in derin ormanlarında, Ayın Ejderhası uykudadır. Onu uyandıran yalnızca unutulmuş ezgiyi söyleyen olur. Ancak onu uyandıran kişi aynı zamanda onun gazabıyla da karşılaşacaktır!”
Lirya’nın kalbi hızlandı. Acaba dün gece söylediği şarkı kitapta bahsedilen ezgi olabilir miydi?
Kitabı hızla kapatıp kütüphaneden çıktı. Merakı korkusundan daha ağır basıyordu. Ay Ejderhası’nın bir efsane olduğu söyleniyprdu ama ya gerçekse?
Gece yarısı kimseye haber vermeden saraydan ayrıldı. Sadece ay ışığı ve yıldızlar ona yol gösteriyordu. Adımları sessiz, kalbi heyecan doluydu. Yasaklı Orman’a vardığında her şey olağanüstü bir sessizlik içindeydi. Ağaçların arasında ilerlerken birdenbire toprak hafifçe titredi. Sanki bir şey çok ama çok uzun zamandır hareket etmemişti ve şimdi uyanıyordu.
Bir açıklığa vardığında önünde devasa bir taş gördü. Ancak dikkatlice bakınca bunun gerçekten taş olmadığını fark etti. Bu, kocaman bir ejderhaydı. Gövdesi ay ışığında gümüş gibi parlıyordu ve gözleri hâlâ kapalıydı. O kadar büyüktü ki Lirya onun nefes alıp verdiğini ancak dikkatlice baktığında fark etti.
Ve sonra, bir şey oldu.
Lirya’nın içindeki o bilinmeyen melodi yeniden yankılandı.
🎶“Haaahh… La la la… Mmm…”🎶
Bölüm 3: Ejderhanın Sırrı

Ejderha göz kapaklarını yavaşça kaldırdı ve gözlerini Lirya’ya dikti. Bakışları ne öfkeli ne de dostçaydı.
“Uzun zaman oldu.” dedi, sesi yankılanarak.
Lirya nefesini tuttu. Ejderha konuşuyordu!
Ejderha gözlerini kıstı. “Sen.. o melodiyi nasıl biliyorsun?”
Lirya kendinden emin bir şekilde cevap verdi: “Ben de bilmiyorum. Sanki gece rüzgârı kulağıma fısıldadı.”
Ejderha bir an sessizce onu süzdü. Sonra ağır bir iç çekişle başını kaldırdı. “Bu melodi benim uykumu mühürleyen ezgiydi. Şimdi beni uyandırdın. Ama neden?”
Lirya şaşkınlık içinde geriye çekildi. “Bunu istememiştim!” diye fısıldadı.
Ejderha gözlerini tekrar kıstı. “Eğer beni uyandırdıysan bir sebebi olmalı. Yoksa Lunaris’in başı belada mı?”
Lirya ona bakarken içini garip bir his kapladı. Gerçekten de krallığın son zamanlarda tuhaf bir şekilde sessizleştiğini fark etmişti. Sanki bir şey eksikti. Tam o anda ay ışığı biraz soldu.
Ejderha hızla başını kaldırdı. “Zaman azalıyor.”
Lirya’nın kalbi hızlandı. “Ne demek istiyorsun?” diye sordu.
Ejderha ona ciddi bir bakış attı. “Eğer ayın melodisini duyduysan bu ayın ışığını kaybettiği anlamına gelir.” diye cevapladı.
Lirya’nın nefesi kesildi. “Bu nasıl olabilir?”
Ejderha yavaşça doğruldu. “Bunu öğrenmek için birlikte hareket etmeliyiz. Ay ışığının kaynağını bulup onu geri getirmek zorundayız. Aksi halde gece sonsuza kadar kararacak.”
Prenses Lirya o an bir seçim yapmak zorunda kaldığını fark etti. Krallığına geri mi dönecekti yoksa kaderin çağrısını kabul edip Ay Ejderhası’yla birlikte bilinmez bir maceraya mı atılacaktı?
Gözlerini kapadı, bir nefes aldı ve kararını verdi: “Ben hazırım.” dedi.
Bölüm 4: Gümüş Yıldızın Anahtarı

Ay Ejderhası devasa kanatlarını açıp gerindiğinde etrafa gümüş pullar döküldü. Ormanın her köşesi ejderhanın nefes alışıyla hafifçe sarsılıyordu. Lirya karşısındaki bu ihtişam karşısında büyülenmişti ama içinde hâlâ bir merak ve endişe vardı.
Ejderha gökyüzüne baktı ve sesi yankılandı: “Ay ışığının kaynağı yıldızların kalbinde saklıdır. Ama yıldızların kapısı mühürlendi.”
Lirya kaşlarını çattı. “Nasıl yani? Ay ışığını getirmek için ne yapmalıyız?”
Ejderha ona dikkatle baktı. “Gümüş Yıldızın Anahtarı‘nı bulmalıyız. Yalnızca bu anahtar yıldızların kapısını açabilir ve kaybolan ışığı geri getirebilir.”
Lirya adını bile duymadığı bu anahtarı nasıl bulacağını bilemezken ejderha devam etti: “Bu anahtar, Ay Kraliçesi tarafından bin yıl önce saklandı. Onu sadece kalbi saf ve sesi ayın melodisini taşıyan biri bulabilir.”
Prensesin gözleri büyüdü. “Beni mi kastediyor acaba?” diye düşündü.
Ejderha başını eğdi. “Evet, Lirya. Bu kader senin omuzlarında.” dedi.
Prenses derin bir nefes aldı. Korkuyordu ama aynı zamanda içinde alevlenen bir cesaret hissediyordu. “Nereden başlayacağız?” diye sordu.
Ejderha kanatlarını gerdi. “Önce Rüzgârın Fısıldadığı Zirve‘ye gitmeliyiz. Orada Ay Kraliçesi’nin eski muhafızı bizi bekliyor olabilir.”
Lirya saraya dönüp sıradan bir prenses olarak yaşamaya devam edebilirdi. Ama artık sıradan olamazdı. Çünkü kader ona bir şarkı fısıldamıştı.
“Öyleyse vakit kaybetmeyelim” dedi ve Ejderha’nın sırtına tırmandı.
Ejderha gülümsedi: “Cesaretin yıldızlar gibi parlıyor küçük prenses.”
Ve kanatlarını çırptığında gökyüzü, ay ışığının solmasına rağmen, bir anlığına yeniden parladı.
Bölüm 5: Rüzgârın Zirvesinde

Gecenin soğuk havasında Ay Ejderhası’nın kanatları rüzgârı yararak gökyüzünde süzülüyordu. Lirya ejderhanın sırtında dengede durmaya çalışarak aşağıdaki Lunaris topraklarını izledi. Şehir ışıkları gitgide solgunlaşıyor, gece olması gerektiğinden daha karanlık görünüyordu.
“Karanlık hızlanıyor!” dedi Ejderha, sanki Lirya’nın aklından geçenleri okumuş gibi.
Lirya başını salladı. “Bu ışık kaybı sadece ayla mı ilgili? Yoksa başka bir güç mü işin içinde?” diye sordu.
Ejderha gözlerini kısarak uzaklara baktı. “Henüz emin değilim. Ama Ay Kraliçesi’nin muhafızı bize doğru yolu gösterebilir.” diye cevap verdi.
Saatler süren yolculuğun ardından Rüzgârın Fısıldadığı Zirve‘ye vardılar. Burası devasa kayalıklarla çevrili, rüzgârların hiç dinmediği büyülü bir yerdi. Zirvenin tepesinde eski bir taş anıt duruyordu.
Lirya Ejderha’nın sırtından indi ve rüzgârın arasında yürümeye başladı. Taş anıtın üzerine dokunduğunda birdenbire gözleri kamaştıran bir ışık patlaması oldu! Ve o an havada yankılanan derin bir ses duyuldu:
“Gecenin şarkısını duyan kişi… Ay Kraliçesi’nin yolunu açacak mı?”
Lirya irkildi. Ses rüzgârın içinden geliyordu; ama nereden?
Ejderha başını kaldırdı. “Bize yol göster eski muhafız.” diye seslendi.
Tam o anda taş anıtın içinden parlayan mavi bir figür ortaya çıktı. Uzun pelerini ay ışığı gibi dalgalanan, gözleri yıldız gibi parlayan bir adam belirdi.
Muhafız, Lirya’ya döndü ve derin bir sesle konuştu:
“Gümüş Yıldızın Anahtarı’nı almak istiyorsan, önce Yıldızlar Geçidi’ni açmalısın. Ama bu geçit yalnızca Ayın Gerçek Melodisini söyleyenin sesine açılır.”
Lirya’nın kalbi hızlandı. “Ayın Gerçek Melodisi nedir?” diye sordu.
Muhafız gülümsedi. “O, senin içinde saklı.” diye cevapladı.
Ve o an Lirya’nın içindeki eski bir şarkı yeniden yankılanmaya başladı…
Bölüm 6: Ayın Gerçek Melodisi

Lirya yıldız gibi parlayan muhafızın gözlerine baktı. “Ayın Gerçek Melodisi benim içimde saklı mı?” diye fısıldadı.
Muhafız başını salladı. “Evet. Ama bu melodiyi söylemek kolay değil. Onu bulmak için kalbinin en derin köşelerine inmelisin. Gerçek Melodi yalnızca kalbi tamamen saf olan biri tarafından duyulabilir.”
Lirya derin bir nefes aldı. Kalbinin içindeki melodiyi duymaya çalıştı ama içi karmaşa içindeydi. Ya başarısız olursa? Ya bu ses onun için değilse?
Ejderha başını ona doğru eğdi. “Lirya şarkı söylemek sadece ses çıkarmak değildir. Melodi insanın içinden gelir. Korkularını bırak ve kalbinin ritmini dinle.” dedi.
Prenses gözlerini kapadı. Ay ışığının solmaya başladığı geceleri ve rüzgârın ona fısıldadığı eski ezgileri düşündü. Ve sonra ilk defa gerçekten dinledi. İçinde yankılanan bir ezgi duydu; hafif, nazik ama sonsuz bir derinliğe sahipti. Sonra şarkı söylemeye başladı.
İlk kelimeler dudaklarından dökülürken rüzgâr durdu. Dağ zirvesindeki sessizlik melodinin yankılanmasına izin verdi. Lirya bu melodiyi önceden bilmiyordu ama sanki her zaman onun bir parçasıymış gibi hissetti.
Ay ve orman…
Gecenin kalbi…
Sonsuz ışık…
Ay Ejderhası gözlerini kapattı ve huzur içinde iç çekti. “Bu o! İşte Gerçek Melodi!” dedi. O sırada gökyüzü ışıldamaya başladı.
Lirya’nın sesiyle birlikte kararmaya başlayan ay yeniden ışık saçtı. Gökyüzünde ince gümüş bir çizgi belirdi; tıpkı mühürlü bir kapının yavaşça açılması gibi.
Muhafız gülümsedi. “Başardın prenses. Yıldızlar Geçidi açılıyor.” dedi.
Bölüm 7: Yıldızlar Geçidi ve Unutulmuş Kraliçe

Gökyüzünde beliren ışık halkası büyüdü, büyüdü ve sonunda devasa bir kapıya dönüştü. Kapı göğe yükselen gümüş bir köprüye bağlanıyordu ve sanki yıldızların arasına uzanan bir yol gibiydi.
Lirya hayranlık içinde fısıldadı: “Burası yıldızların dünyası mı?”
Muhafız başını salladı. “Evet. Ve orada, Gümüş Yıldızın Anahtarı’nı bulacaksın. Ama dikkatli ol! Çünkü Unutulmuş Kraliçe seni bekliyor olacak!”
Lirya şaşkınlıkla Ejderha’ya döndü. “Unutulmuş Kraliçe de kim?”
Ejderha bir an duraksadı, sonra gözlerini yere indirdi. “O bir zamanlar Ay Kraliçesi’ydi. Ama yıldızları koruma görevini terk etti ve karanlığa düştü. O günden sonra adı tarihten silindi. Artık kimse onun gerçek adını hatırlamıyor.”
Lirya’nın içi ürperdi. Eğer bu kraliçe bir zamanlar ışığın koruyucusu ise o zaman neden görevini terk etmişti?
Ejderha Lirya’ya dönerek ciddi bir tavırla konuştu: “Beni dinle prenses. Eğer Unutulmuş Kraliçe ile karşılaşırsan onun sözlerine dikkat et. O gerçekleri söyler ama kelimelerinin arasında karanlık saklıdır.”
Lirya yutkundu ama korkusunu belli etmemeye çalıştı. “Tamam. Hadi gidelim.” dedi.
Ve Ejderha ile birlikte Yıldızlar Geçidi’nden içeri adım attı.
Bölüm 8: Kayıp Yıldızlar Diyarı

Geçitten geçtiklerinde, kendilerini tamamen farklı bir dünyada buldular. Gökyüzü gece olmasına rağmen mora çalan garip bir ışık saçıyordu. Yıldızlar yakındaydı. Hatta o kadar yakındı ki Lirya elini uzatsa onlara dokunabilirmiş gibi hissetti. Ama burası canlı değildi. Havadaki koku bile tuhaftı!
Ejderha kanatlarını hafifçe açarak etrafı inceledi. “Bu diyar eskiden ışıltılıydı. Ama şimdi terk edilmiş gibi.”
İlerlediklerinde önlerine büyük bir taş düzlük çıktı. Düzlüğün ortasında bir taht vardı ve tahtın üzerinde bir figür oturuyordu.
Uzun siyah saçları yıldızsız bir gökyüzü gibi akıyordu. Elbisesi gece kadar karanlıktı ama üzerindeki işlenmiş gümüş desenler eski bir ay ışığını andırıyordu.
Unutulmuş Kraliçe, uyanmadan önce onları izliyordu.
Kraliçe yavaşça başını kaldırdı. Ve gözleri açıldığında içlerinden bir ürperti geçti. Gözlerinde yıldız yoktu. Nazik ama aynı zamanda ürkütücü bir gülümsemeyle fısıldadı:
“Demek nihayet geldin, küçük prenses!”
Lirya korkusunu bastırarak bir adım attı. “Gümüş Yıldızın Anahtarı’nı istiyorum. Ay ışığını geri getirmek zorundayım.”
Kraliçe iç çekerek başını yana eğdi. “Ah, o anahtar… Onu almak için bana bir şey vermen gerekecek.”
Lirya kaşlarını çattı. “Ne istiyorsun?”
Kraliçe gülümsedi. “Sesini.“
Prensesin kalbi duracak gibi oldu.
“Eğer bana sesini verirsen sana anahtarı veririm. Ay ışığını kurtarırsın. Ama bir daha asla şarkı söyleyemezsin.”
Ejderha hızla öne çıktı. “Sakın! Bu bir tuzak!” dedi.
Ama Lirya’nın içi karmakarışıktı. Eğer sesini verirse krallığını kurtarabilirdi. Ama şarkıları olmadan artık eski prenses olamayacaktı!
Unutulmuş Kraliçe onu kandırmaya çalışır gibi fısıldadı:
“Karar ver, prenses! Krallığın mı? Yoksa kendi sesin mi?”
Bölüm 9: Unutulmuş Kraliçe’nin Tuzağı

Lirya hayatının en zor kararını vermek üzereydi. Kalbi hızla çarpıyordu. Krallığını kurtarmak için sesinden vazgeçmek… Bu, hayatındaki en zor karardı. Şarkıları onun ruhunun bir parçasıydı. Ama eğer ay ışığını geri getirmezse Lunaris sonsuz bir karanlığa mahkûm olacaktı.
Unutulmuş Kraliçe tahtında hafifçe geriye yaslanarak onu izliyordu. Yüzündeki gülümseme sabırsız bir bekleyişin izlerini taşıyordu.
Ejderha alçak bir sesle fısıldadı: “Lirya, ona güvenemezsin. Eğer sesini ona verirsen bir daha asla geri alamazsın.”
Ama Kraliçe’nin sesi şefkatli bir anne gibi yumuşaktı. “Küçük prenses. Krallığını kurtarmak istiyorsan bir fedakârlık yapmalısın. Güç, her zaman bir bedelle gelir. Ve senin bedelin de sesin.“ dedi.
Lirya derin bir nefes aldı. Beyninde bir savaş kopuyordu. Ama sonra aklına bir şey geldi. Kraliçe’nin sözleri çok keskindi. “Eğer sesini bana verirsen anahtar senindir.” Peki ya başka bir yol varsa?
Ejderha’nın ona daha önce söylediği kelimeleri hatırladı:
“O, gerçekleri söyler ama kelimelerinin arasında karanlık saklıdır.”
Kraliçe belki de yalan söylemiyordu. Ama anahtarı almanın başka bir yolu da olabilirdi. Lirya gözlerini kıstı ve Kraliçe’ye dikkatlice baktı. “Bana neden yardım etmek istiyorsun?” diye sordu.
Kraliçe bir an duraksadı. Sonra gülümsedi. “Çünkü ben de bir zamanlar bir prenses ve bir şarkıcıydım. Ay Kraliçesi olmadan önce.”
Lirya kaşlarını çattı. “Bir zamanlar mı?”
Kraliçe ayağa kalktı ve yavaşça tahtından indi. Gümüş işlemeli elbisesi yerde hafifçe sürünüyordu.
“Ben de senin gibiydim Lirya. Ama bir gün ay ışığı benden alındı. Ben de ona geri dönmek için her şeyimi verdim. Ama sonra fark ettim ki en büyük kaybım kendi sesimdi.“
Lirya’nın nefesi kesildi. “Yani sen de mi sesini kaybettin?”
Kraliçe boş ve yıldızsız gözleriyle Lirya’ya baktı. “Benim sesim karanlığa hapsoldu. O yüzden şimdi senin sesine ihtiyacım var. Eğer bana verirsen belki ben de özgür kalırım.”
Prensesin içi titredi. Bu bir tuzaktı. Eğer ona sesini verirse kraliçeyi güçlendirecek ama belki de ay ışığını geri getiremeyecekti.
Ejderha bir homurtu çıkardı. “O yalnızca kendi özgürlüğünü istiyor Lirya. Eğer sesini ona verirsen Lunaris sonsuza kadar kaybolur.”
Lirya yumruklarını sıktı. Hayır. Buna izin veremezdi.
Ve o an kalbinin en derin köşesinde bir şey parladı.
Bir anı…
Unutulmuş bir melodi…
Bölüm 10: Ayın Son Şarkısı

Lirya gözlerini kapattı. İçinde bir ses ona Kraliçe’nin bir zamanlar şarkı söylediğini ama şarkısının karanlığa hapsolduğunu söylüyordu. “Peki ya onu geri getirebilirsem?” diye düşündü. Gözlerini açtı. “Sana sesimi vermeyeceğim.” dedi.
Kraliçe kaşlarını çattı. “Öyle mi?”
Lirya derin bir nefes aldı ve şarkı söylemeye başladı. Ama bu sefer Ayın Gerçek Melodisi’ni değil, Unutulmuş Kraliçe’nin melodisini söylüyordu. Eskiden onun söylediği ama karanlık tarafından çalınan şarkıyı!
İlk kelimeler dökülmeye başladığında Kraliçe’nin gözleri büyüdü.
“Bu… Bu benim şarkım!” diye fısıldadı.
Lirya melodinin ruhundan akmasına izin verdi. Yıldızlar tekrar parladı. Ay ışığı yavaş yavaş geri dönmeye başladı.
Ejderha kükredi: “Evet, işte bu! Melodi karanlığı temizliyor!”
Kraliçe titredi. “Hayır… Hayır, bu olamaz! Sesim! Benim kaybolmuş sesim!…”
Ve o an Kraliçe’nin bedeni gümüş ışığa dönüşerek çözülmeye başladı. Ama yok olmuyordu; yeniden doğuyordu. Kraliçe’nin gözleri ilk kez bir yıldız gibi parladı. Ve sonra bir damla gözyaşı döküldü.
“Teşekkür ederim Lirya!” diye fısıldadı. “Beni hatırladığın için.”
Ve aniden tahtın önünde küçük bir ışık belirdi. Lirya gözlerini kırpıştırarak ışığa baktı. Yavaşça elini uzattı ve Gümüş Yıldızın Anahtarı’nı avucunun içinde hissetti.
Başarmıştı.
Ay Ejderhası başını göğe kaldırdı: “Ay ışığı geri dönüyor.” diye bağırdı.Ve gerçekten de kararmış gökyüzü yeniden aydınlanmaya başladı.
Bölüm 11: Ay Işığının Yeniden Doğuşu

Lirya, Ejderha’nın sırtına bindi ve Yıldızlar Geçidi’nden geçerek Lunaris’e döndü. Krallığın üzerindeki karanlık gitgide azalıyordu. Gümüş Yıldızın Anahtarı’nı gökyüzüne kaldırdı ve onu yıldızların arasına fırlattı.
Bir anda tüm gökyüzü beyaz bir ışıkla parladı. Ay tüm ihtişamıyla yeniden parladı. Lunaris’in kuleleri, bahçeleri, nehirleri eski haline döndü. Ay Ejderhası, Prenses’in yanına eğildi. “Cesaretin bir kraliçeninki kadar güçlüydü.” dedi.
Lirya gülümsedi. Bunu yalnızca sesiyle başarmıştı. Güç, savaşla değil; şarkılarla, hatırlamakla ve umutla kazanılmıştı.
Ve o gece Lunaris halkı gökyüzünde parlayan ayın altında yeni bir şarkı duydu. Bu, Prenses Lirya’nın şarkısıydı.
Ve artık hiç kimse onu unutmayacaktı.
🌙✨ SON ✨🌙
Tavsiye: Bu masala benzer masal okumak için Uyku Masalları sayfamızı inceleyebilirsiniz. Eğer en güzel masalları sesli ve animasyonlu olarak izlemek istiyorsanız YouTube Kanalımızı ziyaret edebilirsiniz.