Güneşin ilk ışıkları, altın rengi kum tepelerinin üzerinden süzülerek kadim Kasra şehrini aydınlatıyordu. Şehir, yüksek taş duvarları, yüzyıllardır rüzgarın ve güneşin izlerini taşıyan kuleleri ve birbirine sıkışmış kerpiç evleriyle çölün ortasında bir inci gibi parlıyordu. Bu şehrin dar sokaklarında, sabahın serinliği henüz kaybolmamışken, küçük Rafi uyanıktı.
Rafi on yaşında, parlak kahverengi gözleri merakla dolu, yanaklarında her zaman bir gülümseme taşıyan bir çocuktu. Saçları rüzgarda savrulan kum taneleri gibi dağınıktı. Üzerinde annesinin özenle diktiği soluk renkli bir elbise ve beline sardığı basit bir kuşak vardı. Boynunda ise babasının ona verdiği üzerinde gizemli semboller olan küçük, yuvarlak bir muska asılıydı.
Rafi’nin ailesi Kasra’nın eteklerindeki küçük bir hurma bahçesinde yaşıyordu. Babası sabırla hurmaları toplar ve onları şehrin pazarına götürerek geçimlerini sağlardı. Annesi ise ev işleriyle uğraşır, lezzetli yemekler pişirir ve Rafi’ye eski zamanların hikayelerini anlatırdı.

Rafi’nin hayalleri yaşadığı hurma bahçesinin sınırlarını çok aşıyordu. Her gece yıldızlarla dolu çöl semasına bakarken uzak diyarları, gizemli şehirleri ve hiç görmediği denizleri hayal ederdi. Annesinin anlattığı cesur kaşiflerin ve bilge tüccarların maceraları onun küçük kalbini heyecanla doldururdu. En büyük hayali ise bir gün Kasra’nın ötesine geçmek ve kendi maceralarını yaşamaktı.
Bir gün Rafi sabah erkenden kalktı ve ailesine yardım ettikten sonra her zamanki gibi şehrin kalabalık sokaklarına doğru koştu. Pazarda yankılanan sesler, baharatların keskin kokusu, kumaşların renk cümbüşü ve insanların telaşlı hareketleri onun için her zaman büyüleyiciydi. Pazarda dolaşırken yaşlı hikaye anlatıcılarının etrafında toplanan çocuklara katılır, onların ağzından dökülen fantastik masallara kendini kaptırırdı.
Bir gün pazarda dolaşırken Rafi’nin gözüne daha önce hiç görmediği bir nesne ilişti. Bir köşede, tozlu bir sandığın üzerinde duran, parıldayan, lacivert taşlarla süslü küçük bir pusulaydı. Pusulanın ibresi sanki gizli bir yere işaret ediyormuş gibi hafifçe titriyordu. Rafi o an bu pusulanın onu hayallerine götürecek bir anahtar olduğuna inandı.

Cesaretini toplayarak pusulanın sahibine yaklaştı. Yaşlı, bilge görünümlü bir adam, kırışık yüzünde tatlı bir gülümsemeyle onu karşıladı. Rafi utangaç bir şekilde pusulayı işaret ederek ne işe yaradığını sordu.
Yaşlı adam, “Bu, küçük dostum,” dedi, sesi yılların yorgunluğunu taşıyordu ama içinde bir parıltı vardı, “yönünü bulmanı sağlar. Kaybolduğunda sana doğru yolu gösterir. Ama en önemlisi kalbinin arzuladığı yere gitmek için cesaretini artırır.”
Rafi pusulaya hayranlıkla baktı. Onu ne kadar istediğini fark etti. Cebindeki birkaç bakır parayı çıkararak yaşlı adama uzattı. Yaşlı adam gülümsedi ve “Bu değerli bir eşya, küçük maceraperest. Parandan daha fazlasını gerektirir. Bana bir iyilik yapmaya ne dersin?” diye sordu.
Rafi heyecanla kabul etti. Yaşlı adam, Rafi’den pazardan aldığı birkaç özel otu ve baharatı şehrin uzak bir köşesindeki hasta bir kadına götürmesini istedi. Rafi hiç tereddüt etmeden görevi kabul etti ve kısa sürede istenenleri alarak yola koyuldu.

Hasta kadının evine vardığında onu bitkin bir halde yatarken buldu. Getirdiği otları ve baharatları kadının yakınına bıraktı ve ona geçmiş olsun dileklerini iletti. Kadının yüzünde minnettar bir ifade belirdi.
Görevini tamamlayıp yaşlı adama döndüğünde adam onu sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. “Gördün mü küçük dostum? Bazen en değerli şeyler iyilik yapmakla kazanılır.” dedi ve parıldayan pusulayı Rafi’nin avucuna bıraktı.
Rafi pusulayı sıkıca tutarak eve döndü. O gece yatağına uzandığında pusula yanındaydı. Onun varlığı içindeki macera arzusunu daha da alevlendiriyordu. İlerleyen günlerde şehrin dışına çıkarak pusulayı denemeye başladı. Pusula ibresi her zaman belirli bir yöne işaret ediyordu ve Rafi bunun onu büyük hayaline götürecek yol olduğuna inanıyordu.
Aylar geçti. Rafi büyüdü ve daha cesur bir çocuk oldu. Annesi ve babası onun maceraperest ruhunu fark ediyorlardı ama onu engellemiyorlardı. Annesi ona uzun yolculuklarda ihtiyacı olacak yiyecekler hazırlamayı öğretti. Babası ise çölde hayatta kalma becerilerini ve yıldızları okumayı öğretti.

Rafi bir sabah kararını verdi. Artık Kasra’nın ötesine gitme zamanı gelmişti. Yanına annesinin hazırladığı azığı, babasının verdiği su matarası ve en değerli hazinesi olan pusulayı aldı. Ailesiyle vedalaşırken gözleri dolu doldu ama içindeki heyecan, ayrılık üzüntüsünü bastırıyordu. Pusulanın gösterdiği yöne doğru yürümeye başladı. İlk günler zorluydu. Kavurucu güneşin altında kilometrelerce yürüdü. Susadı, yoruldu ama hayaline olan inancı onu ayakta tuttu. Geceleri yıldızların altında uyudu, çölün sessizliğini dinledi.
Yolculuğu sırasında farklı insanlarla karşılaştı. Kimi zaman yardımsever bedeviler ona su ve yiyecek verdi, kimi zaman da kurnaz tüccarlar ona ilginç hikayeler anlattı. Her karşılaşma Rafi’in dünyasını biraz daha genişletti.
Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Rafi pusulasını takip ederek hiç görmediği manzaralarla karşılaştı. Yüksek dağları aştı, derin vadilerden geçti, yemyeşil vahaları ziyaret etti. Her adımda hayaline biraz daha yaklaştığını hissediyordu.
Bir gün pusulasının ibresi büyük ve parıldayan bir şehri işaret etmeye başladı. Uzaktan, mavi kubbeleri ve yüksek minareleriyle göz kamaştıran bu şehir, Rafi’in hayallerini süsleyen yer gibiydi. Yorgun ama heyecanlı bir şekilde şehre doğru yürüdü.

Şehrin kapısından içeri girdiğinde bambaşka bir dünyaya adım attığını fark etti. Burada, Kasra’nın sakin atmosferinden çok farklı, canlı ve hareketli bir yaşam vardı. Farklı diller konuşan insanlar rengarenk giysiler içinde koşturuyor, egzotik malların satıldığı dükkanlar birbirini izliyordu.
Rafi bu yeni dünyada kendini biraz kaybolmuş hissetti ama pusulasını sıkıca tutarak kalbinin onu götürmesini istediği yere doğru ilerlemeye devam etti. Bir süre sonra kendini şehrin en kalabalık meydanında buldu. Meydanın ortasında devasa bir fıskiye vardı ve etrafında insanlar toplanmış, sohbet ediyorlardı. Bir kenara oturup etrafını seyretmeye başladı. Tam o sırada yanına yaşlı, bilge görünümlü bir adam yaklaştı. Adamın yüzünde Rafi’nin pazarda karşılaştığı yaşlı adama benzer bir sıcaklık vardı.
“Yolcu musun, genç adam?” diye sordu yaşlı adam, nazik bir sesle.
Rafi başını sallayarak, “Evet,” dedi, “Uzaklardan geliyorum.”
“Seni buraya getiren nedir?”
Rafi,cebinden pusulayı çıkararak “Bu,” dedi, “Bana yol gösterdi.”
Yaşlı adam gülümsedi. “Bu sadece bir araçtır genç adam. Seni buraya getiren kalbindeki büyük hayaldi.”

Yaşlı adam, Rafi’yi yanına davet etti ve ona bu şehrin sırlarını ve oradaki insanların yaşamlarını anlattı. Rafi, bilge adamın sözlerini dikkatle dinledi. Şehrin farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşadığı, bilginin ve sanatın merkezi olduğunu öğendi.
Rafi bu şehirde uzun bir süre kaldı. Yeni arkadaşlar edindi, farklı meslekler öğrendi, bilgisini ve görgüsünü artırdı. Ama hiçbir zaman ilk hayalini unutmadı. Kalbinin derinliklerinde hala daha uzak diyarları keşfetme arzusu yanıp tutuşuyordu. Bir gün bilge adamla vedalaşarak yeni bir yolculuğa çıkmaya karar verdi. Pusulası hala ona yol gösteriyordu ve içindeki macera ateşi hiç sönmemişti. Bu seferki yolculuğu, onu denizlere, farklı kıtalara ve bambaşka kültürlere götürecekti.
Rafi hayatı boyunca pek çok zorlukla karşılaştı ama her zaman cesur ve kararlı oldu. Pusulası ona sadece yönünü değil aynı zamanda umudunu da gösterdi. Ve en önemlisi kalbinin sesini dinlemeyi ve hayallerinin peşinden gitmeyi hiç bırakmadı.
Yıllar sonra dünyanın dört bir yanını dolaşmış, pek çok şey görmüş ve öğrenmiş bilge bir adam olarak Kasra’ya geri döndü. Yanında yaşadığı maceraların ve karşılaştığı farklı kültürlerin izlerini taşıyan değerli eşyalar vardı.

Kasra’ya döndüğünde onu seven ailesi ve arkadaşları tarafından büyük bir sevinçle karşılandı. Rafi onlara yaşadığı maceraları, gördüğü uzak diyarları ve karşılaştığı ilginç insanları anlattı. Hikayeleri, dinleyen herkesi büyüledi.
Hayatının geri kalanını doğduğu topraklarda geçirdi. Kazandığı bilgiyi ve deneyimi Kasra halkıyla paylaştı. Çocuklara hayaller kurmayı, cesur olmayı ve kalplerinin sesini dinlemeyi öğretti. Yanından hiç ayırmadığı pusula ise artık sadece bir yön göstericisi değil aynı zamanda Rafi’in büyük hayallerinin ve cesaretinin bir sembolüydü.
Ve böylece küçük Rafi’nin kumların fısıltısıyla başlayan büyük hayali onu uzak diyarlara götürmüş ve sonunda bilge bir insan olarak kendi topraklarına geri döndürmüştü. Onun hikayesi Kasra’nın çocukları arasında nesilden nesile anlatılarak hayallerin peşinden gitmenin ve asla pes etmemenin önemini hatırlatmaya devam etti.
Öneri: Bu masala benzer masal okumak için 6 Yaş Masalları ve 7 Yaş Masalları sayfalarımızı inceleyebilirsiniz.